Çalıştığım şirket olan Bursagaz'daki Fotoğraf Kulübü ile fotoğraf için nereye gidelim sorusuna cevap olarak belirlemiştik Şile ve Ağva'yı. Malum son yıllarda özellikle bir televizyon dizisi ile gündeme geldikten sonra herkesin diline düşmüştü Ağva'nın doğal güzelliği. Hazır mevsim de sonbahar, düşelim sarı yaprakların peşine dedik, aldık çantalarımızı ve ekipmanlarımızı düştük Bursa'dan Ağva yollarına.
Sabah 6'da çıktık Bursa'dan. Yolun toplamda 3 - 3.5 saat süreceğini hesapladık. Fotoğraf makinelerimiz, ekipmanlar, poğaça, börek, meyvesuyu vesaire herşeyimiz hazır. İzmit'e vardıktan sonra Kandıra istikametine saptık bir süre daha devam ettikten sonra ulaştık Ağva'ya.
Ağva son yıllarda hızlıca yapılaşmaya başlamış küçük bir balıkçı kasabası. Denize dökülen iki derenin arasında yerleşmiş. Yani 3 yanı sularla çevrili bir kara parçası hüviyetinde. Ağva'nın latincede iki dere arasındaki köy olduğunu söylediler kasabanın sakinleri. Halkın bir kısmı turizm ile alakalı işlere yönelse de bolca balıkçı olduğunu söylemek mümkün.
Ağva'nın uzun ve geniş bir kumsalı var. Denizin burada İstanbul'un diğer kıyılarına kıyasla temiz olduğundan bahsettiler. Yazın özellikle haftasonları çok kalabalık olduğundan yer bulma konusunda sıkıntı yaşanıyormuş. Bizim gittiğimiz tarihte birkaç kişi dışında pek kimseler yoktu. Tabiri caizse in cin top oynuyordu.
Kasabaya adını veren Ağva deresi, bir tarafı sarp bir yamaçla kesilen, diğer yanında da balıkçı lokantalarının ve kayıkçı iskelelerinin bulunduğu genişçe bir akarsu. Suyun rengi çevresindeki bitki örtüsünün de etkisiyle daha ziyade yeşil renkli idi
Kasabada, dere kenarında ve balıkçı lokantalarında çekimler yaptık. Tavsiye üzerine birkaç kilometre ileride Kilimli Koy'a bakan tepeye çıktık. Fakat Ağva'nın açıkçası fotoğrafik olarak ne beni, ne hocamızı (Abit Kullebi) ne de arkadaşlarımı tatmin ettiğini söyleyebilirim.
Biraz da hayal kırıklığı ile Şile'ye doğru yola çıktık. Dağlardan tepelerden dolaşan yolları aşarak Şile'ye vardık. Şile daha yoğun nüfusu ve İstanbul'a yakınlığıyla bir tatil beldesinden çok bir kıyı şehrini andırıyor.
Şile'yi tepeden gören parktan çekimler yaptıktan sonra günbatımı fotoğrafları için dalgakıranın üzerine çıktık. Burada bol bol siluet fotoğrafları çektik. Güneşi batırdık. Turuncu fotoğraflar koleksiyonu oluşturduk. Şile bize Ağva'dan daha güzel poz verdi.
Şile'den sonra Polonezköy'e gitme fikri ortaya atıldıysa da çok kabul görmedi. Ekibin çoğunluğu biraz da yorgunluğun da etkisiyle dönüş yolunda görüş bildirdi. Karanlığın da basmasıyla bize hayli uzun gelen, ormanların içinden geçen yollardan geçerek İzmit'e vardık. Kimsenin geçmediği, bir ufak ışığın bile görünmediği bu bölgelerde geçtiğimiz daracık yoldaki asfaltın kalitesi ve düzgünlüğü dikkatimizi çekti. Yalova üzerinden Bursa'ya vardığımızda saat 23.00 e varmıştı.
Yorucu bir gezi oldu. Fotoğraf olarak çok verimli geçtiğini de söylemek zor. Gezinin sonunda Ağva'nın tamamen "Bir İstanbul Masalı" olduğunu anladım. Betondan ve kalabalıktan bunalan İstanbul'lu için ormanların arasında nispeten yakın bu kaçış yolu onları cezbediyor olmalı. İstanbul'daki ufacık güzelliklerin bile biraz da medya marifetiyle abartılarak tüm Türkiye'ye servis edilmesinden dolayı neredeyse herkesin bir şekilde duymuş olduğu Şile / Ağva bölgesi beklentimizi hiç mi hiç karşılamadı. Hele ki Bursa'da belki de biraz üşenip gitmediğimiz onlarca güzellik dururken saatlerce yolculuk ederek ulaştığımız Ağva bizim için tam bir hayal kırıklığı idi...
Geziden diğer kareleri görmek için lütfen tıklayınız.



Özellikler



.jpg)